Sürekli Pozitif Olmak Mı Gerekir ?
Mar 23, 2026
Her şeyin iyi olduğu bir hayat fikri kulağa hoş gelse de gerçek duygularımızı bastırmak uzun vadede bizi daha da yorar.
Yeni bir gün başlıyor. Sabah uyanıyoruz ve ilk iş olarak ne yapıyoruz?
Genelde elimizdeki telefonlara yapışıyoruz. Bildirimlere bakıyor, sosyal medyada gezinmeye başlıyoruz. Henüz tam uyanmadan başkalarının hayatlarına tanık oluyoruz. İşte tam o an bir cümle geçiyor aklımızdan: İnsanlar hayatlarına ne güzel devam ediyor, ben ise burada sıkışıp kalmışım.
Bu cümle aklımdan geçmiyor demeyin çünkü yalnız değilsiniz. Bu durumdan en fazla etkilenen gruplardan biri ise kadınlar. Çünkü kadınların hayatları, seçimleri ve hatta duyguları çoğu zaman hem toplum tarafından hem de sosyal medya tarafından sürekli görünür ve değerlendirilebilir durumda.
Sosyal medyada insanların hayatlarını ve düşüncelerini izliyoruz. Genelde insanlar iyi hallerini, motive ve güçlü hallerini paylaşma eğilimindedirler. İşte bu noktada karşımıza çıkan bir “toksik pozitiflik” akımı vardır. Toksik pozitiflik akımı bize her an her yerde iyi hissetmemiz gerektiği fikrini dayatmaktadır.
Oysa insan olmak demek pozitif olduğumuz anlar kadar kırıldığımız, karamsar olduğumuz anları da içermektedir. Duygularımız yalnızca güçlü olduğumuz anlardan değil, zorlandığımız anlardan da oluşur.
Toksik pozitiflik akımından ve sosyal medyadan bence özellikle kadınlar daha fazla etkilenmektedir. Sosyal medya hayatlarımızda ince ama güçlü bir baskı şeklinde yer edinmektedir. Bir kadın hem iyi görünmeli hem iyi hissetmeli hem de bunu devamlı yapmalıdır.
Üzgün müsün?
Önemli değil, yine de güzel görünmelisin.
Çalışan bir kadın mısın?
Hem iş hayatında üretken olmalı hem de sosyal hayatında enerjik görünmelisin.
Sosyal medyada çizilen kadın profili genellikle bu şekildedir: bakımlı, üretken, enerjik ve hiç düşmeyen. Özellikle ergenlik ve gençlik çağında olan kız kardeşlerimiz kendilerini sürekli bir kıyas içerisinde bulur.
Gerçek şu ki hiçbirimizin hayatı her gün aynı değildir. Bazen çökebiliriz, yalnız kalmak, ağlamak ve hiçbir şey yapmamak isteriz. Bunu “toksik pozitiflik” anlayışıyla hemen olumlu bir hikâyeye çevirmek zorunda değiliz.
Bazen kötü hissetmek sadece kötü hissetmektir ve bu da insani bir deneyimdir. Çok az bir kesim kavgasını, kararsız anlarını, yaşadığı yorgunlarını ve kayıplarını sosyal medyada tam haliyle paylaşıyor. Bu yüzden başkalarının hayatlarını kendi gerçekliğimizle karşılaştırmak çoğu zaman adil değildir.
Toksik pozitiflik anlayışı sadece sosyal medyada değil, günlük yaşantımızda da kendini gösterir.
Üzgün birine “abartma”,
yorulduğunda “herkes yorulur” veya
başarısız olduğunda “pozitif düşün, devam et” denilip durulur.
Kadınlar söz konusu olduğunda bu baskı daha da derinleşir; çünkü kadın zaten duygusal olmakla etiketlenir ve duygusunu dile getirdiğinde “fazla hassas” bulunur. Böylece kişinin duyguyu o anda yaşaması engellenir, baskılanır. Baskılanan bu duygular birikir ve zamanla insanın içinde ağır bir yük haline gelir.
Belki de ihtiyacımız olan şey sürekli pozitif görünmek değil, biraz daha gerçek olmaktır. Kötü hissetmek normaldir ve bunu güzelleştirmek zorunda değiliz. Her zaman iyi görünmek ve sürekli üretmek zorunda değiliz.
Kadınlardan sürekli kibar, pozitif ve ışık saçan birileri olmaları beklenmemelidir. Kadın olmak, her ortamda güçlü ve pürüzsüz görünmek zorunda olmak demek değildir.
Biz kadınlar olarak gücümüzü her şeye yetişmek ve iyiymiş gibi görünmek için değil, her halimizle kendimizi kabul ederek ve kendimize şefkat göstererek gösterebiliriz.
Özlem YILMAZ