Bizlerden Sizlere

Turkishe’nin sesini blogta keşfet!

Her yazıda kendinden bir parça bulacak, yeni bakış açılarıyla ilham alacaksın.

Normal Geçen Günler Gerçekten Boşa mı Geçiyor?

edebiyat&kültür toplum&eğitim Jul 30, 2026

Hayatımızda sürekli bir şey olmasını beklemeye ne zaman başladık?

Bir film hatırlıyorum. Adam her sabah aynı saatte uyanıyor, aynı iş kıyafetlerini giyiyor, otomattan kahvesini alıyor, şehirdeki lavaboları temizlemeye gidiyor. Akşam eve dönüyor, köpeği gezdiriyor, yemek yiyor ve uyuyor. Ertesi gün ve sonraki gün de aynı şekilde devam ediyor. 

Filmin sonunda kimse ölmüyor, kimse kimseyi terk etmiyor, hiçbir sır açığa çıkmıyor. Film bittiğinde biri bana "neyi anlatıyordu?" diye sorsa verecek düzgün bir cevabım yoktu. Yine de haftalarca aklımdan çıkmadı, hala da ara ara geliyor.

Bu tuhaf bir şey, çünkü aynı hafta izlediğim, üç kıtada geçen, beş ölümlü, iki ihanetli dizinin ismini bugün hatırlamıyorum. Bir şeyin bende iz bırakması için içinde çok şey olması gerekmiyormuş; hatta bazen tam tersi işliyor.

Olay ne kadar az olursa, bakmam gereken yer o kadar netleşiyor.

Buna rağmen kendi hayatımı böyle kuramıyorum. Kendi hayatımdan sürekli olay bekliyorum. Pazartesi sabahı okula ya da staja giderken içimde belli belirsiz bir huzursuzluk oluyor; bu hafta bir şey olmalı. Cuma akşamı biri "nasıl geçti haftan?" diye sorduğunda "eh işte, normal" demek istemiyorum, çünkü normal kelimesi bir tür itiraf gibi duruyor. 

Bir şeyler anlatmak istiyorum. Bir gelişme, bir haber, bir kırılma. Hayatımın bana bir bölüm özeti çıkarmasını bekliyorum, çıkarmayınca da kendimi geride kalmış hissediyorum.

Bu beklentinin nereden geldiğini tahmin etmek zor değil. Ömrümüz boyunca izlediğimiz her şey bize aynı formu öğretti: bir kurulum, bir çatışma, bir çözülme. Karakterin bir eksiği olur, o eksik onu bir yola çıkarır, yolun sonunda değişmiş olarak döner. 

Belki de bunun nedeni, çocukluğumuzdan beri aynı hikâye kalıbıyla büyümemiz. Her anlatıda bir çatışma, bir dönüşüm ve bir sonuç var. Zamanla bunu sadece hikâyeler için değil, kendi hayatımız için de ölçüt haline getiriyoruz. Sosyal medya da bunu güçlendiriyor; artık sadece yaşamak değil, yaşadıklarımızın en parlak anlarını sergilemek istiyoruz. 

Oysa hayatın büyük kısmı gösterilmeyen sahnelerden oluşuyor. Yemek yapmak, otobüste camdan bakmak, birini beklemek, çamaşır asmak… Zamanımızın çoğu bunlarla geçiyor. Eğer sadece "öne çıkan anların" peşindeysek, aslında ömrümüzün yüzde doksanını değersizleştirerek yaşıyoruz demektir.

Sessiz filmler bana bunu hatırlatıyor. Kamera sıradan anların üzerinde duruyor. İlk başta sıkıcı geliyor çünkü hep bir şey olmasını bekliyoruz. Ama hiçbir şey olmayınca ilk kez gerçekten bakmaya başlıyoruz. Yönetmen bize ne hissedeceğimizi söylemiyor; anlamı kendimiz kuruyoruz.

Rutin de aslında böyle çalışıyor. Aynı sokaktan defalarca geçince ayrıntıları fark etmeye başlıyoruz. Aynı insanlarla vakit geçirdikçe sessizlik bile rahat hissettirmeye başlıyor. Fark etmek, çoğu zaman tekrarın içinde büyüyor.

Sadeliğin de bir estetiği, bir vitrini oldu; beyaz duvarlar, üç parça kıyafet, sabah rutini videoları…  Bu, aynı gösteri ihtiyacının kılık değiştirmiş hali. Kastettiğim şey daha az eşyaya sahip olmak ya da hayatı yavaşlatmak değil. Kastettiğim şey, önümde duran şeye ondan bir şey talep etmeden bakabilmek. 

Sessizlik ile can sıkıntısı arasındaki fark, sessizliğin içinde dikkat olması. Aksiyonsuz filmi güzel yapan da tembelliği değil, dikkatidir; hiçbir şeyin olmadığı bir sahnede bile yönetmen tam olarak nereye baktığını bilir.

Belki de anlam gizli bir hazine değildir. Büyük olaylarda değil, tekrar eden küçük anlarda birikir. Yıllar sonra dönüp baktığımızda en çok hatırladıklarımız da çoğu zaman büyük kırılmalar değil; mutfaktan gelen radyo sesi, akşamüstü ışığı ya da sıradan bir sohbet olur. 

Belki de yapmamız gereken tek şey, sürekli bir şey olmasını beklemeyi bırakmak. Bugün büyük bir olay yaşanmadı diye gün boşa gitmiş sayılmaz. Çünkü hayatın kendisi, çoğu zaman tam da o "kesilecek kısımda" yaşanıyor.

Esra ÖNCÜ

Turkishe Bülteni

İlham ve Fırsatlar E-Postana Gelsin

Etkinlik duyuruları, ilham veren hikâyeler ve kız kardeşlik ağımızdan en güncel haberleri ilk sen öğren. 

Bilgilerin güvende, sadece ilham verici içerikler göndereceğiz.