Bizlerden Sizlere

Turkishe’nin sesini blogta keşfet!

Her yazıda kendinden bir parça bulacak, yeni bakış açılarıyla ilham alacaksın.

Güçlü Kadın, Yorgun Zihin

kadın&liderlik toplum&eğitim Feb 23, 2026

Bazen yorulduğumuz iş değil, üzerimize yapışan beklentilerdir.

Çoğumuz güne alarm sesleriyle başlıyor. Alarm seslerinin peşi sıra işlerimize, okullarımıza koşuşturuyoruz. Bu koşuşturma içinde kendi alanlarımızda/işlerimizde bir şeyler üretmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken hiç enerjinizin azaldığını hissettiniz mi? 

Belki o alarm seslerine kalkmak istemediğiniz ya da işyerinde aynı döngülerde sıkışıp kaldığınızı düşündüğünüz anlar oldu mu? Gün içinde “Tükendim. Benden bu kadar!” dediniz mi hiç? Peki, tükenmişlik nedir sizce?

Bu terim ilk defa 1974 senesinde psikolog Herbert J. Freudenberger tarafından kullanılmıştır. Kişinin uzun süreli veya tekrarlayan stres sonucu ortaya çıkan bir psikolojik sorundur. Kendisini duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve isteksizlik ile göstermektedir. 

Çağımızın belirgin hastalıklarından biri diyebiliriz. Özellikle hızla gelişen teknoloji aracılığıyla insanların sosyal medya etkisiyle tükenmişlik noktasına daha çabuk geldiği görülmektedir. Tek etken tabii ki tükenmişlik değildir; günlük yaşantımızdaki bize basit görünen nedenler bile başkası için tetikleyici olabilir. 

Tükenmişlik sendromunun belirtileri nelerdir? Aslında her zaman kendini dışarıdan belli etmez. Sinsi ilerleyen ve bir neden değil, birikimler ile ortaya çıkan bir durumdur. Karar vermekte zorlanma, ortaya çıkan küçük aksiliklerde aşırı tepki verme, motivasyon kaybı ve sosyal geri çekilme hissiyle kendini belli etmektedir. 

İş hayatında birçok insan tükenmişlikle mücadele ediyor. Ancak kadın çalışanlarda bu tabloya sıklıkla bir duygu daha ekleniyor: Suçluluk.

İşinde kendini yeterli hissetmediği, hızlı bir şekilde yükselemediği, ailesine yeterince zaman ayıramadığı, farkında olmasa da kendine zaman ayıramadığı için kendini sorgulayan bir iç ses oluşur. 

Ve tüm bunların arkasında konuşan bir iç ses vardır. Acımasız bir ses: “Yetersizsin.” “Daha fazlasını yapmalısın.”  “Herkes senden bunu bekliyor.”

Bu ses sadece bireysel değildir. Yıllardır tekrar eden toplumsal beklentilerle beslenir. 

İçimizde bulunan bu acımasız ses, dış dünyadan aldığımız ve yıllardır tekrar eden beklentilerle beslenir. Peki bu iç ses neden kadınlarla daha yüksek sesle konuşur? 

Bu durum özellikle iş ve girişimcilik dünyasında daha belirgin hale gelir. İş dünyası ise uzun yıllar boyunca erkek normları üzerinde inşa edilmiş ve şekillenmiştir. İş dünyasının temelini oluşturan liderlik ve otorite kalıpları bu kurallara göre tanımlanmıştır. Kadınların önce iş devamında girişimcilik-yöneticilik dünyasına girmesiyle başta bu normlara uyum sağlanmaya çalışılmıştır. 

İş dünyasında çoğu zaman görünmez bir kural vardır: “Bir erkek gibi sert olmalısın.” Duygularını göstermek zayıflık olarak algılanır. Öte yandan kadınlara yönelik yaygın bir önyargı da vardır: Duygularını kontrol etmekte zorlanırlar.

Bu çelişkili bakış açısı, kadınları iki uç arasında sıkıştırır. Ya “fazla duygusal” olmamak için kendini bastırmak zorundadır ya da tam tersine, her durumda empati kuran, ortamı yumuşatan ve çözüm üreten kişi olması beklenir.

Basit bir beklenti gibi görünen bu durum, zamanla biriken bir baskıya dönüşür ve kişinin kendi doğallığından uzaklaşmasına neden olur. İşte bu birikim, fark edilmeden tükenmişliğin zeminini hazırlar.

Girişimcilik gibi rekabetin olduğu bir ortamda tükenmişlik sendromu çok olasıdır. Yaptığın işi büyütürken sorumlu olduğun bir ekip ve ortaya çıkan ürünün oluşma sürecinin getirdiği stresli süreçler vardır. Fakat kadın girişimcilerde bu sadece bununla sınırlı kalmaz. 

Kadın girişimciler kendi işlerine odaklandığında erkeklere göre daha bencil olarak etiketlenir. Niye mi? Kadınları empatik, çözüm odaklı ve erişilebilir özellikleriyle etiketlerler. Bunun dışına çıkmak istediklerinde bencil etiketi de eklenir. Ayrıca toplumsal roller her zaman olduğu gibi burada da kendini göstermektedir. Girişimci olan bir kadın kendi işini büyütmek isterken aynı zamanda ondan eve yemek yapması, bulaşık yıkaması, çocuğa bakması istenir. 

Peki bunlar neden kadının eşinden istenmez? O da çalışmıyor mu?  Kadın bunları yapmayınca bencil olarak bulunur. Bu beklentiler birleştiğinde ortaya çıkan şey, görünmeyen ama sürekli çalışan bir zihinsel yük olur. İş yükü ölçülebilir, fakat bu zihinsel yük çoğu zaman fark edilmez.

Tükenmek bir zayıflık değildir; çok katmanlı sorumluluklar ve çelişkili beklentilerle örülü bir sistemdir. Bu duruma verilecek çözüm dayanıklılıkla alakalı değildir. Sınır koyabilmek, destek istemeyi normalleştirmek ve başarı-başarısızlığı bunu tek başına taşımak zorunda olmadığını kabul etmek asıl çözüm için temel adımlardır. 

Hem girişimcilik alanında hem de toplumda kadın olarak asıl güç, her rolü ve sorumluluğu tek başına taşımakta değil; yükü paylaşabilmektir.

Özlem YILMAZ

Turkishe Bülteni

İlham ve Fırsatlar E-Postana Gelsin

Etkinlik duyuruları, ilham veren hikâyeler ve kız kardeşlik ağımızdan en güncel haberleri ilk sen öğren. 

Bilgilerin güvende, sadece ilham verici içerikler göndereceğiz.