11 Ocak: Bilimde Kadın Olmak Neden Hâlâ Konuşuluyor?
Jan 12, 2026
Bilimde kadın olmak bir ayrıcalık değil. Doğru koşullar sağlandığında, son derece doğal ihtimallerden biri.
11 Ocak, Uluslararası Kız Çocukları ve Bilimde Kadınlar Günü.
Bugün, bilim dünyasındaki kadınları görünür kılmayı amaçlıyor gibi görünse de aslında daha temel bir soruyu gündeme getiriyor:
Eğer eşitlik sağlanmış olsaydı, böyle bir güne hâlâ ihtiyaç duyar mıydık?
Bu sorunun cevabı, mevcut verilerde açıkça görülüyor. Dünya genelinde STEM (bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) alanlarında çalışan kadınların oranı bugün yaklaşık %30 seviyesinde. Ancak alanlar daraldıkça bu oran da düşüyor; mühendislik ve bilgisayar bilimleri gibi disiplinlerde birçok ülkede kadın temsili %20’nin altına iniyor.
Akademik dünyada ise tablo benzer bir seyir izliyor: Lisans ve yüksek lisans düzeyinde görece dengeli olan temsil, üst akademik kadrolara gelindiğinde belirgin biçimde azalıyor.
Bu eşitsizlik genellikle çocuklukta başlamıyor; görünür hâle gelmesi biraz zaman alıyor. Araştırmalar, kız çocuklarının ilkokul yıllarında matematik ve fen alanlarında erkeklerle benzer başarılar gösterdiğini ortaya koyuyor. Ancak ergenlik dönemine gelindiğinde, kız çocukları bu alanların “kendileri için uygun olup olmadığını” daha sık sorgulamaya başlıyor. Yani sorun yetenekte değil; algıda ve beklentilerde.
Bir diğer dikkat çekici nokta ise şu: STEM eğitimi alan pek çok kadın, mezuniyet sonrası bu alanlardan uzaklaşıyor. Bunun nedeni bireysel tercihlerden çok daha fazlası: Aidiyet hissinin eksikliği, rol model yokluğu, görünmez cam tavanlar ve belirsiz kariyer yolları. Kadınlar bilime girmekte değil, bilimde tutunmakta zorlanıyor.
Araştırmalar, farklı geçmişlere ve bakış açılarına sahip ekiplerin daha yenilikçi ve uzun vadeli çözümler üretebildiğini gösteriyor. Bu nedenle çeşitlilik, bilimsel ilerlemeyi destekleyen bir avantaj olmaktan çıkıp, sürdürülebilir gelişimin temel koşullarından biri hâline geliyor.
Buna rağmen bazı alanlar hâlâ sessizce “erkek işi” olarak kodlanıyor. Bu kodlama çoğu zaman açık engeller şeklinde değil; küçük yönlendirmeler, düşük beklentiler ve görünmez sınırlar üzerinden işliyor. “Zor ama deneyebilirsin” ile “zor ama yapabilirsin” arasındaki fark, tam da burada belirleyici oluyor.
Çünkü “Zor ama deneyebilirsin” denilen yerde, bir adım geride durmak öğretiliyor. Oysa “zor ama yapabilirsin” denilen yerde bilim gerçekten başlıyor.
11 Ocak bu yüzden yalnızca bir kutlama günü değil; aynı zamanda bu yapısal eşitsizlikleri fark etmek ve sorgulamak için bir durak. Bilimde kadın olmak çoğu zaman kesintisiz bir yükselişten çok, yön değişiklikleri ve yeniden başlamalarla ilerleyen bir süreç.
Kız çocuklarının bilimle bağını güçlendirmek; yalnızca teşvik etmekle sınırlı değil. Hata yapabilecekleri, soru sorabilecekleri ve kendilerini sürekli kanıtlamak zorunda kalmayacakları alanlar yaratmakla mümkün. Rol modeller kadar, gerçekçi hikâyelere de ihtiyaç var. Çünkü ilham, kusursuz başarı hikâyelerinden değil; devam edebilmiş kadınların gerçek yollarından doğuyor.
11 Ocak, tam olarak bunu söylüyor:
Bilimde kadın olmak bir ayrıcalık değil. Doğru koşullar sağlandığında, son derece doğal ihtimallerden biri.
Esra ÖNCÜ